"SIK" kelimesinin Arapça'e çevirisi
صق, غَالِباً, كَثِيراً , "SIK" ifadesinin Arapça içine en iyi çevirileridir.
-
صق
(Orta Türk. [Oğuzca] sık “az”) 1. Birbirine çok yakın olan, aralıksız, bitişik. Karşıtı: SEYREK: “Sık dokuma.” 2. Birbiri ardınca meydana gelen, çok olan, çok rastlanan. ♦ zf. 3. Aralarında fazla mesâfe bırakmadan, birbirine yakın şekilde: “Sık dikilmiş ağaçlar.” 4. Fazla zaman aralığı vermeden, birbiri ardınca, çok: Türkiye hâricinde bilmem pek sık tesâdüf edilir mi? (Cenap Şahâbeddin). Kanlı ölümün o kadar sık görüldüğü bu devirlerde bile bu vak’a tek başınadır (Ahmet H. Tanpınar). ѻ Sık ordugâh: Birbirine çok yakın şekilde yerleştirilmiş askerî birliklerin ordugâhı. Karşıtı: SEYREK ORDUGÂH. ● Sıkça zf. Çok sık olmayarak, oldukça sık: Sıkça dikmiş kız döşünün düğmesin / Sıkmış memelerin gerilsin deyi (Karacaoğlan). Şu son zamanlarda biraz sıkça duyup işittiğime göre bir kısım dil ve edebiyat öğretmenleri de varmış ki maalesef yaptıkları vazîfenin mukaddesliğinden uzak bırakılmışlar (Nihat S. Banarlı). ● Sık sık zf. Hiç ara veya aralık vermeden, çok sık: Ağustos böcekleri sık sık karıncalardan istiâne edegelmişlerdir (Cenap Şahâbeddin). Göğsü sık sık kabarıp iniyordu (Refik H. Karay). Sık sık nefes alıyor, garip garip bakıyordu (Sait Fâik).
-
Algoritmik olarak oluşturulan çevirileri göster
" SIK " ifadesinin Arapça diline otomatik çevirisi
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
Alternatif yazımla çeviriler
-
غَالِباً
Tutuklular bir hücrede uyumaya zorlandı, sık sık yan yana.
كان السّجناء مضطرّين للنّوم في زنزانة واحدة، غالبا على أجنابهم.
-
كَثِيراً
Ben sık sık soğuk algınlığına yakalanırım.
كثيراً ما أصاب بالزكام.
-
كَثِيف
Kötü bir havada sık bir ormanın üstünde atladı.
قفز في ظروف جويّة سيئة خلال غابة كثيفة.
-
سق
verb(Orta Türk. [Oğuzca] sık “az”) 1. Birbirine çok yakın olan, aralıksız, bitişik. Karşıtı: SEYREK: “Sık dokuma.” 2. Birbiri ardınca meydana gelen, çok olan, çok rastlanan. ♦ zf. 3. Aralarında fazla mesâfe bırakmadan, birbirine yakın şekilde: “Sık dikilmiş ağaçlar.” 4. Fazla zaman aralığı vermeden, birbiri ardınca, çok: Türkiye hâricinde bilmem pek sık tesâdüf edilir mi? (Cenap Şahâbeddin). Kanlı ölümün o kadar sık görüldüğü bu devirlerde bile bu vak’a tek başınadır (Ahmet H. Tanpınar). ѻ Sık ordugâh: Birbirine çok yakın şekilde yerleştirilmiş askerî birliklerin ordugâhı. Karşıtı: SEYREK ORDUGÂH. ● Sıkça zf. Çok sık olmayarak, oldukça sık: Sıkça dikmiş kız döşünün düğmesin / Sıkmış memelerin gerilsin deyi (Karacaoğlan). Şu son zamanlarda biraz sıkça duyup işittiğime göre bir kısım dil ve edebiyat öğretmenleri de varmış ki maalesef yaptıkları vazîfenin mukaddesliğinden uzak bırakılmışlar (Nihat S. Banarlı). ● Sık sık zf. Hiç ara veya aralık vermeden, çok sık: Ağustos böcekleri sık sık karıncalardan istiâne edegelmişlerdir (Cenap Şahâbeddin). Göğsü sık sık kabarıp iniyordu (Refik H. Karay). Sık sık nefes alıyor, garip garip bakıyordu (Sait Fâik).