"kar" kelimesinin Arapça'e çevirisi
ثلج, ثَلْج, قرع , "kar" ifadesinin Arapça içine en iyi çevirileridir.
kara [..]
-
ثلج
noun masculineنوع من الحالة التي يكون عليها الماء [..]
Bu, şimdiye kadar gördüğüm en çirkin kardan adam.
هذا أبشع رجل ثلجي رأيته أبدا.
-
ثَلْج
masculineBu, şimdiye kadar gördüğüm en çirkin kardan adam.
هذا أبشع رجل ثلجي رأيته أبدا.
-
قرع
verb noun(Ar. ḳar‘) 1. (Kapı) Çalma, (kapı) çalınma: Bu fikretin netîcesi nâ-yâb iken dahi / Gördüm anı ki sem’ine kar’ etti bir peyam (Şeyh Gālib). 2. eski tıp. Doktorun muâyene esnâsında hastanın bir organına parmakla vurması. ѻ Kar’-ı bâb etmek (eylemek): Kapıyı çalmak: Dürüş (çalış) sıdk ile dâim kar’-ı bâb et / Sivâyı terk edip ref’-i hicâb et (Aziz Mahmud Hüdâyî). Huşûnet ile kar’-ı bâb eyledi (Veysî).
-
Daha az sıklıkta çeviriler
- كار
- ربح
-
Algoritmik olarak oluşturulan çevirileri göster
" kar " ifadesinin Arapça diline otomatik çevirisi
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
Alternatif yazımla çeviriler
-
قرع
verb noun(Arapça) 1. Kabakgillerden, birçok cinsi bulunan, sürüngen gövdeli bitki. Cucurbita. 2. Bu bitkinin yemek veya tatlısı yapılan yâhut süs olarak kullanılan çeşitli biçimlerdeki meyvesi: “Kabak tatlısı.” 3. Bu meyveden pişirilmiş yemek: “Kıymalı kabak.” “Zeytin yağlı kabak.”
-
قعر
verb noun(Ar. ḳa‘r) 1. Deniz, kuyu vb. şeylerin dibi, dip: Isınırdı yerine ka’r-ı çeh-i dûzahta / Etse Fir’avn’ı felek böyle havâda gark-âb (Nef’î). Merkeb izinde su görüp deryâyı gördüm sanma sen / Deryâ odur kim ka’rını aslâ semek bilmez ola (Niyâzî-i Mısrî). 2. Derinlik: Ayaklarıyle toprakları kazarak ka’r-ı arzdaki kökleri yoluyorlardı (Cenap Şahâbeddin). Ka’r-ı kalbinde bir hayâl-i siyâh (Cenap Şahâbeddin). Oluyor ka’r-ı leyl içinde nihan (Hüseyin Sîret). ѻ Ka’r-ı nâ-yâb: “Bulunmayan dip” Çok derin, dibi bulunmayacak kadar derin.
-
قار
adjective(Eski Türkçe’den beri kullanılır) 1. Havadaki su buharının donmasından meydana gelen ve yağmur gibi yağan hafif beyaz tâneler: Kar bir gün evvelki şiddetini kaybetmiş olmakla berâber hâlâ devam ediyordu (Reşat N. Güntekin). 2. Bu tânelerin yerde birikmesinden meydana gelen beyaz tabaka: Ateşin eritir komaz karını / Elden mi aldırdın nâzik yârini (Âşık Ömer). Sizi dün bekledim o yollarda / Ki gezindikti bir zamanlar karda (Yahyâ Kemal). ѻ Kar kuyusu: Eskiden yaza kar saklamak için meyilli arâzide açılan, altı ızgaralı ve çıkıntılı çukur [Toplanan kar bu çukurlara doldurulur ve üzeri toprakla örtülür, yaz gelince bir delik açılıp alınırdı]. Kar topu: 1. Elle sıkılarak top hâline getirilmiş kar. 2. bembeyaz ,tertemiz
"kar" içeren resimler
Arapça'e çevirileri olan "kar" benzeri ifadeler
-
جوف البطن
-
حرب برية
-
هامش الربح
-
سُوق سَوْدَاء
-
أسقطور
-
ترموديناميك الثقب الأسود
-
بوم الثلج
-
ثقب أسود