"kovmak" kelimesinin Arapça'e çevirisi
يَرْفُض, قوومق, قومق , "kovmak" ifadesinin Arapça içine en iyi çevirileridir.
-
يَرْفُض
-
قوومق
(Eski Türk. kov-mak) 1. Uzaklaşmasını, gitmesini sert bir şekilde söylemek, yanından defetmek: Kovsa dövse bırakıp da gidemem (Pir Sultan Abdal). Yengem beni baksana odadan kovuyor (Hüseyin R. Gürpınar). 2. Bir yerden sürüp çıkarmak: Nefretle şüpheyi içinden kovsun (Yâkup K. Karaosmanoğlu). Ruslar Mûsevîler’i sürüyor, Amerikalılar’la Avusturyalılar Çinliler’i kovuyor (Cenap Şahâbeddin). İlk ışık kapının eşiklerinden / Şimdi bir gölgeyi kovmak üzredir (Necip F. Kısakürek). 3. Görevine son vermek, işinden atmak: Fakat ne yapabilirdi? Erkekler böyleydi. Arâzi sâhibi uşağını kovacağı yerde kendisini kovmuştu (Ahmet H. Tanpınar). Öğretmenin bu kötü tutumu, ahâliyi, emekleriyle vücûda getirdikleri kocaman mektebi kapalı bırakmak pahâsına onu kovmak zorunda bırakmıştır (Kaya Bilgegil). 4. mec. Ortadan kaldırmak, varlığına son vermek: Radyonun yayılması mûsikî takımlarını kahvelerden kovdu (Ahmet H. Tanpınar). Ezber bildiklerini zihninden kov dediler (Behçet K. Çağlar). 5. E. T. Türk. Arkasına düşmek, tâkip etmek, kovalamak, izlemek: Dedim şehâ seven seni benem ben / Gece gündüz kovan seni benem ben (Kadı Burhâneddin – T.S.). Kaçan eri kovmak erliğe düşmez (Hamzanâme – T.S.). Gördü alemdârı çün sındı çeri / Mallarını kodu kaçtı her biri / Sünnîler anları üç gün kovdular / Bu gazâyı dahi böyle savdılar (Battal Gāzi – T.S.). ► Kovmak fiiliyle deyimler: Dağdan gelip bağdakini kovmak / Kapıdan kovsan (atsan) bacadan girer (düşer).
-
Algoritmik olarak oluşturulan çevirileri göster
" kovmak " ifadesinin Arapça diline otomatik çevirisi
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
Alternatif yazımla çeviriler
-
قومق
(Eski Türk. kov-mak) 1. Uzaklaşmasını, gitmesini sert bir şekilde söylemek, yanından defetmek: Kovsa dövse bırakıp da gidemem (Pir Sultan Abdal). Yengem beni baksana odadan kovuyor (Hüseyin R. Gürpınar). 2. Bir yerden sürüp çıkarmak: Nefretle şüpheyi içinden kovsun (Yâkup K. Karaosmanoğlu). Ruslar Mûsevîler’i sürüyor, Amerikalılar’la Avusturyalılar Çinliler’i kovuyor (Cenap Şahâbeddin). İlk ışık kapının eşiklerinden / Şimdi bir gölgeyi kovmak üzredir (Necip F. Kısakürek). 3. Görevine son vermek, işinden atmak: Fakat ne yapabilirdi? Erkekler böyleydi. Arâzi sâhibi uşağını kovacağı yerde kendisini kovmuştu (Ahmet H. Tanpınar). Öğretmenin bu kötü tutumu, ahâliyi, emekleriyle vücûda getirdikleri kocaman mektebi kapalı bırakmak pahâsına onu kovmak zorunda bırakmıştır (Kaya Bilgegil). 4. mec. Ortadan kaldırmak, varlığına son vermek: Radyonun yayılması mûsikî takımlarını kahvelerden kovdu (Ahmet H. Tanpınar). Ezber bildiklerini zihninden kov dediler (Behçet K. Çağlar). 5. E. T. Türk. Arkasına düşmek, tâkip etmek, kovalamak, izlemek: Dedim şehâ seven seni benem ben / Gece gündüz kovan seni benem ben (Kadı Burhâneddin – T.S.). Kaçan eri kovmak erliğe düşmez (Hamzanâme – T.S.). Gördü alemdârı çün sındı çeri / Mallarını kodu kaçtı her biri / Sünnîler anları üç gün kovdular / Bu gazâyı dahi böyle savdılar (Battal Gāzi – T.S.). ► Kovmak fiiliyle deyimler: Dağdan gelip bağdakini kovmak / Kapıdan kovsan (atsan) bacadan girer (düşer).