"DEM" kelimesinin Farsça'e çevirisi
دم, دم , "DEM" ifadesinin Farsça içine en iyi çevirileridir.
-
دم
noun(Ar. dem) Kan: Haşre dek demler türâba damlar (Âşık Ömer). Dem-i şemşîr ile zahm-ı dili sîr-âb eyle / Tâzelensin gül-i sadberg-i gülistân-ı hayât (Leskofçalı Gālib). ѻ Dem dökmek: (Kadın için) Aybaşı hâli uzayıp kan kaybetmek. Dem resmi: târih. Eskiden şehir ve kasabalarda, salhâne ve kasaphânelerde etleri yenilmek üzere kesilen hayvanlardan hayvan başına alınan vergi.
Herkes illa korku yaşar Dem.
همه وحشت زده شدند ، " دم "
-
Algoritmik olarak oluşturulan çevirileri göster
" DEM " ifadesinin Farsça diline otomatik çevirisi
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
Alternatif yazımla çeviriler
-
دم
noun(Fars. dem) 1. Nefes, soluk: “Dem-i serd: Soğuk nefes.” “Dem-i vâpesin: Son nefes.” Visâl gecesinin subhu urdu bir dem-i serd / Dedim ki uşbu nefes bâd-ı zemherîr ola mı (Kadı Burhâneddin). 2. Herhangi bir nağmeye sürekli şekilde eşlik eden ses: Ney demiyle n’ola çıkmazsa gönül meygededen / Hak bu kim âb u havâsına doyulmaz yerdir (Rûhî-i Bağdâdî). 3. Zaman, an, çağ: Her dem yeni doğarız / Bizden kim usanası (Yûnus Emre). Dem bu demdir bu demi hoş göre-gör ey ârif / Anma Îsâ demini urma geçen demden dem (Fuzûlî). Güneşe bak, Suna’nın yaklaşıyor son demi (Fâruk N. Çamlıbel). 4. İçki: Sâkiyâ bu demi içmeden gel gel (Pir Sultan Abdal). (Cebinden bir şişe çıkarır) Biz de dem alalım (Ahmet K. Tecer). 5. mus. Neyin en pest sekizlisinde kaba rast ile yegâh perdesi arasındaki sesler. ѻ Dem çekmek: 1. (Kumru, bülbül vb.) Uzun uzun ve güzel nağmelerle ötmek: Dem çeker bülbül, benim beynimde baykuşlar öter / Sonra karşımdan geçer bir bir yıkılmış lâneler (Mehmet Âkif). Diyorlar ki bak ne güzel dem çekiyor şu bülbül (Mehmet E. Yurdakul). Enez küpünün kenarına konarak boyun kırıp dem çekiyorlar (Safiye Erol). 2. İçki içmek. Dem sürmek: Hoş vakit geçirmek, zevkli günler yaşamak: Sarı çiçek sallanıyor naz ile / Dem sürmedim on beşinde kız ile (Karacaoğlan). Nerde senin dem sürdüğün zamanlar ey Cem (Câhit S. Tarancı). Bir dem sürerim dört asır evvelki cihanda / Hep eski hayal, eski edâ, eski şiirler (Fâruk N. Çamlıbel). Dem tutmak: Herhangi bir nağmeye bir saz ve sesle sürekli şekilde eşlik etmek, âhengine katılmak: Muzıka çalınırken bastonunu sallayarak ıslıkla dem tutan, ceketinin yan cebinden kırmızı ipek mendili taşmış bir beyden bahsetti (Hâlit Z. Uşaklıgil). Birkaç ev ötede bir tavuk gıdaklıyor, bir horoz da ona yardım ediyor, sanki dem tutuyor (Memduh Ş. Esendal). Dem vurmak: (Genellikle seviye ve imkânının üstünde olan şeyden) Bahsetmek, söz etmek, konu açmak: Reng-i rûyundan dem urmuş sâgar-ı sahbâya bak / Âfitâb ilen kılar da’vâ tutulmuş aya bak (Fuzûlî).
Herkes illa korku yaşar Dem.
همه وحشت زده شدند ، " دم "
Farsça'e çevirileri olan "DEM" benzeri ifadeler
-
فقردم