"Sema" kelimesinin Arapça'e çevirisi

سماع, سماء, سَمَاء , "Sema" ifadesinin Arapça içine en iyi çevirileridir.

Sema
+ Ekle

Türkçe-Arapça sözlüğü

  • سماع

    noun

    (Ar. semā‘ “işitme; kulağa hoş gelen ses, mûsikî”den) tasavvuf. Mevlevî dervişlerinin ney, kudüm, rebap gibi çalgılar ve okunan ilâhîler eşliğinde tennûre denen bir kıyâfet giyerek belli bir usûle göre ayakta ve kolları iki yana açılmış vaziyette dönmeleri ve bu sûretle icrâ ettikleri âyin: Âlem-i ma’nâ ki hurşîd-i cihan-ârâ gibi / Devr eder girmiş semâa anda rûh-i Mevlevî (Nef’î). Hızlanan Mevlevî semâiyle / Yedi kat arşa çıkmış âyîni (Yahyâ Kemal). Dîvânına bakılırsa Yûnus, Mevlânâ ile buluşmuş, meclisine ve semâına girmiş (Ahmet H. Tanpınar). ѻ Semâ çıkarmak: (Mevlevî tarîkatına yeni giren bir kimse) Semâzenbaşından veya bir semâzenden cilâlı büyük bir tahta üzerinde semâ etmeyi öğrenmek, semâzen olmak: Semâ çıkaracak bir derviş ile ya bizzat semâzenbaşı meşgul olurdu veyâhut o “can”ı semâzen dedelerden birinin nezâretine tevdî ederdi (Ziyâ Şâkir’den). Semâ dedesi: Mevlevî dergâhlarında semâ öğretmekle görevli derviş. Semâ etmek: (Tek veya toplu olarak) Semâ yapmak, dönmek: Mevlânâ hazretleri demircilerin çekiçlerinin sesini duyunca birden sıçrar, semâ ederdi (Eşrefoğlu Rûmî’den). Mevlânâ o geldikten sonra sâdece bir cezbe adamı olur, semâ eder, şiir söyler, şekillerin ve kalıpların dışında yaşar (Ahmet H. Tanpınar). Semâ meşki: Semâ öğrenmek, semâ çıkarmak için semâ dedesiyle birlikte yapılan çalışma. Semâ tahtası: Semâ öğretmek için özel bir şekilde hazırlanmış olan ve üzerinde dönüşlerin muntazam olması için sol ayağın baş parmağı ile ikinci parmağı arasına girecek pirinç bir çivisi bulunan dört köşe tahta: Bu semâ tahtası, semâ meşkeden dervişlerin ayak izinden âdeta cilâlanmış gibi bir şekil alırdı (Ziyâ Şakîr’den).

  • Algoritmik olarak oluşturulan çevirileri göster

" Sema " ifadesinin Arapça diline otomatik çevirisi

  • Glosbe

    Glosbe Translate
  • Google

    Google Translate

Alternatif yazımla çeviriler

sema
+ Ekle

Türkçe-Arapça sözlüğü

  • سماء

    noun

    (Ar. semā’) 1. Göğün görünen yüzeyi, gökyüzü: Yeşil semâya daldık ve sustuk (Ahmet Hâşim). Semâda yıldızlardan, yerde kurtlardan başka / Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek (Câhit S. Tarancı). 2. Uzay, fezâ, gök: Saatlerin yelkovanları (...) güneşin semâ üzerindeki seyriyle az çok münâsebettar, minenin rakamları üzerinde yürürler (Ahmet Hâşim). 3. Yer küresini çevreleyen hafif gaz tabakası, hava, atmosfer: Yıldırımla mahmul bir semâ gibi dumanlanıp kapanacak (Ahmet Hâşim). 4. Yeryüzü üzerine kapanan ve kubbeyi andıran boşluk: Mânâsı nedir sanki şu masmâvi semânın / Altında başım dimdik eğer gezmeyecekse (Mithat C. Kuntay). Büyük bir kuş iniyor semâdan (Orhan V. Kanık). 5. teşmil. Bir şeyin kendi varlığı içindeki uçsuz bucaksız genişliği [Bu anlamda kelime isim tamlamaları içinde yer alır]: “Semâ-yı dil.” “Semâ-yı tefekkür.” Susar meşâcir-i pür-şâm içinde bülbül-i âb / Sular semâ-yı hayâlâtı eyler istîâb (Ahmet Hâşim). 6. din. Ruhların ve meleklerin bulunduğuna inanılan yedi gök katından her biri. 7. astro. Eskiden dokuz tabaka olduğu farzedilen gök katlarından her biri, felek [Bunlardan yedisinin dünya çevresinde döndüğü sanılan Güneş, Ay, Zühre, Merkür, Merih, Müşteri, Zühal gezegenlerine, sekizincisinin sâbit yıldızlara âit olduğu, dokuzuncusunun ise hepsini içine aldığı kabul edilirdi].

    Mavi sema nasıl da hüzünlü görünüyor

    السماء الزرقاء تبدو حزينة جداً

  • سَمَاء

    m;f

    Mavi sema nasıl da hüzünlü görünüyor

    السماء الزرقاء تبدو حزينة جداً

  • سما

    verb

    (Ar. semā’) 1. Göğün görünen yüzeyi, gökyüzü: Yeşil semâya daldık ve sustuk (Ahmet Hâşim). Semâda yıldızlardan, yerde kurtlardan başka / Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek (Câhit S. Tarancı). 2. Uzay, fezâ, gök: Saatlerin yelkovanları (...) güneşin semâ üzerindeki seyriyle az çok münâsebettar, minenin rakamları üzerinde yürürler (Ahmet Hâşim). 3. Yer küresini çevreleyen hafif gaz tabakası, hava, atmosfer: Yıldırımla mahmul bir semâ gibi dumanlanıp kapanacak (Ahmet Hâşim). 4. Yeryüzü üzerine kapanan ve kubbeyi andıran boşluk: Mânâsı nedir sanki şu masmâvi semânın / Altında başım dimdik eğer gezmeyecekse (Mithat C. Kuntay). Büyük bir kuş iniyor semâdan (Orhan V. Kanık). 5. teşmil. Bir şeyin kendi varlığı içindeki uçsuz bucaksız genişliği [Bu anlamda kelime isim tamlamaları içinde yer alır]: “Semâ-yı dil.” “Semâ-yı tefekkür.” Susar meşâcir-i pür-şâm içinde bülbül-i âb / Sular semâ-yı hayâlâtı eyler istîâb (Ahmet Hâşim). 6. din. Ruhların ve meleklerin bulunduğuna inanılan yedi gök katından her biri. 7. astro. Eskiden dokuz tabaka olduğu farzedilen gök katlarından her biri, felek [Bunlardan yedisinin dünya çevresinde döndüğü sanılan Güneş, Ay, Zühre, Merkür, Merih, Müşteri, Zühal gezegenlerine, sekizincisinin sâbit yıldızlara âit olduğu, dokuzuncusunun ise hepsini içine aldığı kabul edilirdi].

  • سَمَاوَات

    p
SEMA
+ Ekle

Türkçe-Arapça sözlüğü

  • سماع

    noun

    (Ar. semā‘) İşitme, duyma: “Semâ yoluyle öğrendi.” Gûş-i sırra gelir hitâb-ı elest / Lîk herkeste yoktur anı semâ (İsmâil Hakkı Bursevî).

Ekle

"Sema" metninin bağlamda Arapça'e çevirileri, çeviri belleği