"dudak" kelimesinin Arapça'e çevirisi
شفة, شَفَة, دوداق , "dudak" ifadesinin Arapça içine en iyi çevirileridir.
-
شفة
noun feminineBoynumu büküp alt dudağımı kıvırdığımı bile görme gereği duymadılar.
أعني, لم يتسنى لهم أن يروا رأسي يميل حزنا مع الشفة السفلى المرتجفة.
-
شَفَة
Boynumu büküp alt dudağımı kıvırdığımı bile görme gereği duymadılar.
أعني, لم يتسنى لهم أن يروا رأسي يميل حزنا مع الشفة السفلى المرتجفة.
-
دوداق
(< tudak < Kıpçak. totak – todak < *tōtak; kökü belli değildir) 1. Ağzın yüze göre daha kırmızı renkteki dolgun ve etlice alt ve üst iki kenarından her biri: Sırma işlemeli ipek peşkirlerle dudaklarımızı kuruttuk (Ahmet Hâşim). Yüzünün yarıdan ziyâdesini kapayan beyaz güneşliği altında yalnız çenesi ile dudakları görünüyordu (Reşat N. Güntekin). 2. Bir şeyin ufak bir çıkıntı teşkil eden kısmı: “Bitkilerde çanak dudağı.” ѻ Dudak bükmek (kıvırmak): 1. Bir şeyi beğenmediğini yüz hatlarıyle, davranışlarıyle belli etmek. 2. Küçümsemek, hafife almak, istihfaf etmek: Cangüzel hanım her şeye dudak büker olmuştu (Safiye Erol). Garp taklitçiliğine yaslanarak, İstanbul’a dudak bükerek tepeden bakıyordu (Sâmiha Ayverdi). Dudak dudağa (gelmek, olmak): Dudakları birbirine dokunur durumda, öpüşür halde (olmak): Denizden gelen fısıltılar, dudak dudağa sevişmeler (Reşat N. Güntekin). Bir yeşil çam altında dudak dudağa geldik (Enis B. Koryürek). Dudak payı: Dolu bir bardak veya fincanda dudağın değeceği kadar bırakılan boş yer. Dudak (Dudağını) sarkıtmak: Alt dudağını küskünlüğünü belli edecek şekilde uzatmak, yüzünü asmak, somurtmak. Dudak sessizi: dilb. İki dudağın birbirine veya alt dudağın üst dişlere dokunması ile meydana gelen sessiz, dudaksı: “b, p, m, f, v sesleri dudak sessizleridir.” Dudak tiryâkisi: Sigarayı, dumanını içine çekmeyip dışarı üflemek sûretiyle içen kimse. Dudağını bükmek: Yüzü ağlamaklı bir durum almak, ağlayacak gibi olmak: “Balonunu elinden kaçırınca dudağını büktü.”
-
شّفة
Boynumu büküp alt dudağımı kıvırdığımı bile görme gereği duymadılar.
أعني, لم يتسنى لهم أن يروا رأسي يميل حزنا مع الشفة السفلى المرتجفة.
-
Algoritmik olarak oluşturulan çevirileri göster
" dudak " ifadesinin Arapça diline otomatik çevirisi
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
Alternatif yazımla çeviriler
-
شفة
nounBoynumu büküp alt dudağımı kıvırdığımı bile görme gereği duymadılar.
أعني, لم يتسنى لهم أن يروا رأسي يميل حزنا مع الشفة السفلى المرتجفة.
-
طوداق
(< tudak < Kıpçak. totak – todak < *tōtak; kökü belli değildir) 1. Ağzın yüze göre daha kırmızı renkteki dolgun ve etlice alt ve üst iki kenarından her biri: Sırma işlemeli ipek peşkirlerle dudaklarımızı kuruttuk (Ahmet Hâşim). Yüzünün yarıdan ziyâdesini kapayan beyaz güneşliği altında yalnız çenesi ile dudakları görünüyordu (Reşat N. Güntekin). 2. Bir şeyin ufak bir çıkıntı teşkil eden kısmı: “Bitkilerde çanak dudağı.” ѻ Dudak bükmek (kıvırmak): 1. Bir şeyi beğenmediğini yüz hatlarıyle, davranışlarıyle belli etmek. 2. Küçümsemek, hafife almak, istihfaf etmek: Cangüzel hanım her şeye dudak büker olmuştu (Safiye Erol). Garp taklitçiliğine yaslanarak, İstanbul’a dudak bükerek tepeden bakıyordu (Sâmiha Ayverdi). Dudak dudağa (gelmek, olmak): Dudakları birbirine dokunur durumda, öpüşür halde (olmak): Denizden gelen fısıltılar, dudak dudağa sevişmeler (Reşat N. Güntekin). Bir yeşil çam altında dudak dudağa geldik (Enis B. Koryürek). Dudak payı: Dolu bir bardak veya fincanda dudağın değeceği kadar bırakılan boş yer. Dudak (Dudağını) sarkıtmak: Alt dudağını küskünlüğünü belli edecek şekilde uzatmak, yüzünü asmak, somurtmak. Dudak sessizi: dilb. İki dudağın birbirine veya alt dudağın üst dişlere dokunması ile meydana gelen sessiz, dudaksı: “b, p, m, f, v sesleri dudak sessizleridir.” Dudak tiryâkisi: Sigarayı, dumanını içine çekmeyip dışarı üflemek sûretiyle içen kimse. Dudağını bükmek: Yüzü ağlamaklı bir durum almak, ağlayacak gibi olmak: “Balonunu elinden kaçırınca dudağını büktü.”
"dudak" içeren resimler
Arapça'e çevirileri olan "dudak" benzeri ifadeler
-
فلح الشفة والحنك
-
الشفرين الصغيرين
-
شفران كبيران